Boşuna Mezar

Uçurumlar aşılmayı bekliyor. Karanlık dağların arasından sabah güneşiyle yola çıktım. Beyazlar içinde, yorulmak bilmeyen ayaklarımla yürüyorum. Otlar ve çiçekler bana eşlik ediyor. Peşimden gelen tohumlar var. Ne çok hafiflemişim! Ne çok yükten kurtulmuşum!

Geldiğim yer derin bir uçurumdu. Dibinde, insanların zümrütlü göl diye bildiği balçık dolu bataklık vardı. Yıldızımın peşinde, ilk terk ettiğim yer o kirli su oldu. Okumaya devam et Boşuna Mezar

Sıradaki Dünya

Venüs’e ne olduğunu kimse anlamadı. Yörüngesinden neden saptığını, gelip Dünya’ya neden çarptığını kimse bilmedi. Zaten kimsenin bu soruları düşünmeye veya yanıtlamaya yeterince vakti olmadı. Sarıldılar, seviştiler, hafifleyip dans ettiler ve gökten gelecek ateşli felaketi beklerken daha fazlasını yapmak istemediler. Kaçınılmaz olan nasıl olsa gelecekti ve işte zaten gelmişti. Okumaya devam et Sıradaki Dünya

Leke His

Günler geçip gidiyor. Anlamsızca sıralı ve sıradan. Bahçemde toprakla uğraşıp oyalanıyorum. Çilekler düne göre biraz daha kırmızı. Yaşam birkaç adım daha ilerlemiş. Bunda bir anlam var mı bilmiyorum.

Çoğu insan gibi ben de yalnız yaşıyorum. Annemden kalan küçük ev ve onu çevreleyen bu mütevazı bahçe bana fazlasıyla yetiyor. Tabii ara sıra bir şeyler değiş tokuş etmek için pazara gittiğim de oluyor, fakat diğer insanlarla başka hiçbir ilişkim yok. Evime gelip giden hiç olmaz. Manzaramdaki kayalıkları ziyaret edenler hariç evimin yakınından bile geçmezler. Bunun için bir nedenleri yoktur. En azından ben bugüne kadar olmadığını sanıyordum. Okumaya devam et Leke His

Son Misket

Gezegenlerin küçülüp misket kılığında dünyamıza sızdığını kimse fark etmiyordu. Fakat o biliyordu. Bu yüzden her gece yatmadan önce bütün misketlerini bir kavanoza doldurup kapağı sıkıca kapatıyor, kavanozuysa küçük bir sandığa kilitliyordu. Sandığı içi su dolu bir kovaya koyuyor, tahtaya iliştirdiği bir mumu yakıp suyun üzerine bırakıyordu. Ne de olsa dünyayı gezegenlerin istilasından koruyabilmenin tek yolu buydu. Okumaya devam et Son Misket

Kara Kış

Kurtlar güneşin ve ayın, gecenin ve gündüzün peşini bırakmış, yer altına çekilmiş gibiler. Belki ataları olan yeraltı kurdunun yanına gittiler. Belki orada Hayat Ağacı’nın hâlâ çürümeye direnen kökünü solucanlarla birlikte emiyorlar. Kim bilebilir ki! Kurtların kadim yoldaşı kargalar da gözlerden ırak şimdi. Ufukta bir yerdeler. Her gün insanlardan biraz daha uzaklaşan kuru ağaçlara korkunç kara meyveler gibi sığınmışlar. Hiç susmadıkları o günler ne kadar uzak şimdi. Okumaya devam et Kara Kış